Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak başlatılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takibe karşı borçlunun, ödeme emrinin usulüne uygun tebliğ edilmediğini ve dayanak senetteki imzanın kendisine ait olmadığını belirterek takibin durdurulması istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, tebligatın usulsüz olduğuna ilişkin şikâyet kabul edilerek tebliğ tarihinin düzeltildiği; imzaya itirazın ise reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

6102 Sayılı T.T.K.’nın 776/1-f (6762 Sayılı TTK.nın 688/6).maddesi gereğince, senette düzenleme yerinin yazılı olması gereklidir. Aynı Kanunun 777/4 (eski 689/son) maddesine göre ise, düzenlendiği yer gösterilmeyen bir bononun, düzenleyenin adının yanında yazılı olan yerde düzenlenmiş sayılacağı hükme bağlanmıştır. Düzenleme yeri olarak, idari birim adı (kent, ilçe, bucak, köy gibi) yazılması yeterli olup, ayrıca adres gösterilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Senette bulunması zorunlu olan düzenleme yeri ve düzenleyenin adresi senet keşidecisi için geçerli olup, 6102 Sayılı T.T.K.nın 702 6762 Sayılı TTK.nın 614.) maddesi hükmüne göre, kimin için taahhüt altına girmiş ise tıpkı onun gibi senetteki borçtan sorumlu olan avalistin adresinin senette yazılı olması hali yukarıda açıklanan zorunluluğu gidermez.

Somut olayda, takibe dayanak olarak gösterilen 25/08/2010 vadeli 6.000,00 TL bedelli; 15/09/2010 vadeli 3.000,00 TL bedelli ve 25/09/2010 vadeli 3.000,00 TL bedelli üç adet senette düzenleme yerinin yazılmadığı ve yine düzenleyenin adının yanında da düzenleme yeri olarak kabul edilebilecek bir idari birimin yazılmadığı görülmektedir. Takibe konu bu üç senette düzenleme yeri bulunmadığından kambiyo vasfında olduğunun kabulü mümkün değildir ve bu husus mahkemece resen gözetilir.

O halde, mahkemece, itiraz süresinde kabul edildiğine göre, yukarıda belirtilen üç adet senet yönünden düzenleme yeri bulunmadığından bu durum resen dikkate alınarak İİK.nın 170/a maddesi gereğince, itiraz dilekçesinde takibin durdurulması talep edilmiş olmakla HMK.nın 26.maddesinde düzenlenen taleple bağlılık ilkesi gözetilerek, takibin durdurulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin tamamen reddi isabetsizdir.

Diğer yandan;

İİK.nın 170/3. maddesine göre, icra mahkemesi, 68/a maddesinin 4. fıkrasına göre yapacağı, inceleme sonunda inkar edilen imzanın borçluya ait olmadığına kanaat getirirse itirazın kabulüne karar verir. İnkâr edilen imzanın borçluya ait olduğu anlaşılırsa ve itiraz ile birlikte takip ikinci fıkraya göre durdurulmuşsa, borçlu sözü edilen senede dayanan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere inkâr tazminatına ve takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkum edilir ve itiraz reddedilir.

Somut olayda, takibin geçici olarak durdurulmasına karar verilmiş ise de, yukarıda özetlenen açık yasa hükmüne göre, mahkemece İİK'nın 68/a maddesinin 4. fıkrasına göre yapılacak bir imza incelemesi neticesinde tarafların tazminatla sorumlu tutulacakları düzenlendiğinden ve mahkemece herhangi bir imza incelemesi yapılmaksızın Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma dosyasındaki bilirkişi raporuna dayanılarak sonuca gidildiği anlaşıldığından borçlunun inkâr tazminatı ve para cezası ile sorumlu tutulması doğru değildir.

SONUÇ: Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nın 366 ve HUMK’nın 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11/06/2013 gününde oy birliğiyle karar verildi.

DAHA DETAYLI BİLGİ ALMAK VE AKLINIZA TAKILAN SORULAR İLE İLGİLİ BİZİ ARAYABİLİRSİNİZ.